NCDT
İşeri
Didim Seyahat
Ahmet Cenap Türker
Köşe Yazarı
Ahmet Cenap Türker
 

YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT?

YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT? Didim, Akbük bir zamanlar bereketin, huzurun ve doğanın mutluluk veren  şarkısını söylerdi. Şimdi ise vahşi madencilik ve vahşi turizmin hoyrat ellerinde çığlık atıyor. Denizimizi, doğamızı yaptıkları ucube yapılarla kirleten oteller, ormanlarımızı lime lime eden taş ocakları… Açgözlülüğün doymak bilmez iştahı, sadece doğayı değil, bizim, torunlarımızın geleceğimizi de boğup yok ediyor. Beton Yığınlarıyla Boğulan Denizler Turizm adı altında yapılan yatırımlar, aslında doğaya karşı işlenen suçların üstünü örten parlak ambalajlardan ibaret birer maske. Kıyılarımızda yükselen dev oteller, kısa vadeli kazanç uğruna denizi plastikle dolduruyor, sahilleri beton mezarlıklara çeviriyor. Balıklar azalıyor, içinde yaşam olmayan deniz ortaya çıkıyor.Bu tabloyu görüp hâlâ “ekonomiye katkı” masalı anlatanlara tek kelimeyle ihanetin ortakları demek gerekir.  Taş Ocaklarının Açtığı Derin Yaralar Bir kilometrekarelik alanda iki taş ocağı yetmezmiş gibi üçüncüsünü açmak, doğaya karşı işlenen bir cinayettir. Mevcut ocaklar birlikte kullanılabilecekken, yeni ocak açmak sadece daha fazla yıkım demektir. Bu ocaklar toprağı bozuyor, yeraltı sularını kirletiyor, ormanları yok ediyor. Her yeni ocak, nefesimizi biraz daha kesiyor.  Hemde hiç te yasal olmayan bir şekilde. Su Kaynaklarının Kurutulması sonucu En büyük bedeli ise su kaynaklarımız ödüyor. Taş ocakları ve otellerin kontrolsüz su tüketimi, yeraltı sularını hızla azaltıyor. Tarım arazileri ve bölgede yaşayan halk susuz kalıyor. Bir zamanlar bereket fışkıran topraklarımız, bugün susuzlukla kavruluyor. Açgözlülüğün gölgesinde tarımın  ve çok şeyler beklediğimiz turizminde  geleceği kararıyor. Bu sadece doğaya değil, halkın ekmeğine de ihanettir.  Sessiz Kalanlar da Suçlu Bu yıkımın sorumlusu sadece aç gözlü şirketler değil. Onlara göz yuman yerel yönetimler, denetim görevini yerine getirmeyen kurumlar, sessiz kalan siyasetçiler de bu suçun ortaklarıdır. Doğayı yok edenlerle aynı masaya oturanlar, halkın suyunu, ormanını, geleceğini pazarlık konusu yapanlardır.  Son Söz Vahşi madencilik ve vahşi turizm, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli felaketler yaratıyor. Denizimizi, ormanımızı, suyumuzu ve tarımımızı kaybetmemek için bu gidişe dur demek zorundayız. Doğa bize ait değil; biz doğaya aitiz. Onu korumak, geleceğimizi korumaktır. Burada sadece insanların değil başka canlıların da yaşadıklarını unutmamalıyız. Dönüp sormalıyız. YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT?  
Ekleme Tarihi: 26 Ocak 2026 -Pazartesi

YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT?

YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT?

Didim, Akbük bir zamanlar bereketin, huzurun ve doğanın mutluluk veren  şarkısını söylerdi. Şimdi ise vahşi madencilik ve vahşi turizmin hoyrat ellerinde çığlık atıyor. Denizimizi, doğamızı yaptıkları ucube yapılarla kirleten oteller, ormanlarımızı lime lime eden taş ocakları… Açgözlülüğün doymak bilmez iştahı, sadece doğayı değil, bizim, torunlarımızın geleceğimizi de boğup yok ediyor.

Beton Yığınlarıyla Boğulan Denizler

Turizm adı altında yapılan yatırımlar, aslında doğaya karşı işlenen suçların üstünü örten parlak ambalajlardan ibaret birer maske. Kıyılarımızda yükselen dev oteller, kısa vadeli kazanç uğruna denizi plastikle dolduruyor, sahilleri beton mezarlıklara çeviriyor. Balıklar azalıyor, içinde yaşam olmayan deniz ortaya çıkıyor.Bu tabloyu görüp hâlâ “ekonomiye katkı” masalı anlatanlara tek kelimeyle ihanetin ortakları demek gerekir. 

Taş Ocaklarının Açtığı Derin Yaralar

Bir kilometrekarelik alanda iki taş ocağı yetmezmiş gibi üçüncüsünü açmak, doğaya karşı işlenen bir cinayettir. Mevcut ocaklar birlikte kullanılabilecekken, yeni ocak açmak sadece daha fazla yıkım demektir. Bu ocaklar toprağı bozuyor, yeraltı sularını kirletiyor, ormanları yok ediyor. Her yeni ocak, nefesimizi biraz daha kesiyor. 

Hemde hiç te yasal olmayan bir şekilde.

Su Kaynaklarının Kurutulması sonucu

En büyük bedeli ise su kaynaklarımız ödüyor. Taş ocakları ve otellerin kontrolsüz su tüketimi, yeraltı sularını hızla azaltıyor. Tarım arazileri ve bölgede yaşayan halk susuz kalıyor. Bir zamanlar bereket fışkıran topraklarımız, bugün susuzlukla kavruluyor. Açgözlülüğün gölgesinde tarımın  ve çok şeyler beklediğimiz turizminde  geleceği kararıyor. Bu sadece doğaya değil, halkın ekmeğine de ihanettir. 

Sessiz Kalanlar da Suçlu

Bu yıkımın sorumlusu sadece aç gözlü şirketler değil. Onlara göz yuman yerel yönetimler, denetim görevini yerine getirmeyen kurumlar, sessiz kalan siyasetçiler de bu suçun ortaklarıdır. Doğayı yok edenlerle aynı masaya oturanlar, halkın suyunu, ormanını, geleceğini pazarlık konusu yapanlardır. 

Son Söz

Vahşi madencilik ve vahşi turizm, kısa vadeli kazanç uğruna uzun vadeli felaketler yaratıyor. Denizimizi, ormanımızı, suyumuzu ve tarımımızı kaybetmemek için bu gidişe dur demek zorundayız. Doğa bize ait değil; biz doğaya aitiz. Onu korumak, geleceğimizi korumaktır. Burada sadece insanların değil başka canlıların da yaşadıklarını unutmamalıyız. Dönüp sormalıyız.

YAŞAM HAKKI SADECE BİZ İNSANLARAMI AİT?

 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve huraydingazetesi.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.