Sadaka ve Şiddet = Toplumun sessizce Çöküşü
Sevgili okurlar;
Toplumların çöküşü çoğu zaman gürültülü olmaz. Bazen sessizce, fark edilmeden, günlük hayatın sıradan akışında gerçekleşir. Türkiye’nin son yıllardaki en büyük sessiz çöküşü ise iki kültürün birleşiminden doğuyor:
Sadaka kültürü ve
Şiddet kültürü.
Bir yanda televizyon ekranlarında mafya dizileri, uyuşturucu satıcılarının çatışmaları, şiddeti kahramanlaştıran senaryolar… Gençlerin bilinçaltına işlenen bu görüntüler, iyilik meleği değil, şiddetle beslenen bir kuşak yaratıyor. Denetim görevini üstlenen kurumların sessizliği ise bu kültürü daha da meşrulaştırıyor.
Diğer yanda ise sadaka kültürü. İnsanları üretmekten koparan, bağımlı hale getiren, modern köleliğin zincirlerini görünmez yardımlarla ören bir düzen. Kömür torbası, erzak kolisi, askıda ekmek,askıda fatura ve nakit yardımlar… Bunlar bireyin özgürlüğünü değil, bağımlılığını büyütüyor. Sadaka kültürü, toplumsal hafızayı çürütüyor; imeceyi, alın terini, dayanışmayı unutturuyor.
Şiddet, kültürü ayırt etmeksizin yaşlı genç demeden herkesi zehirlerken, sadaka kültürü toplumu bağımlı hale getiriyor. İkisi birleştiğinde ortaya çıkan tablo ise ürkütücü: hafızasız, sorgulamayan, geleceksiz bir toplum.
Bu konu öyle bir yazı ile geçiştirilecek gibi önemsiz değil.Şu an bu iki kültürün ülkemiz için çok önemi var.Bu nedenle bir dizi halinde anlatmaya çalışacağım. Bu yazı dizimde, işte bu sessiz çöküşün farklı boyutlarını ele alacağım. Ekranların kanlı senaryolarından siyasetin sadaka sermayesine, toplumsal hafızanın çürümesinden geleceksiz toplum gerçeğine kadar… Çünkü bu sessiz çöküşü görmezden gelmek, aslında kendi geleceğimizi görmezden gelmektir.




