Turizmin Sessiz Öğretileri
Takvimler yine Nisan’ı gösteriyor. Yıllardır olduğu gibi Turizm Haftası gelip çattı. Kimi yıllar büyük kampanyalarla, kimi yıllar sessiz sedasız ama her zaman aynı gerçeği hatırlatarak: Bu ülkenin güzellikleri, yalnızca gezilip görülecek manzaralar değil; aynı zamanda geleceğe bırakacağımız en kıymetli miras.
Evet, turizm ekonomiye katkı sağlar; otellere, esnafa, kente para kazandırır. Ama işin özü bundan ibaret değildir. Turizm, bir ülkenin kendini anlatma biçimidir. Bir kültürün diğerine gülümsediği yerdir. Bir yabancının gözünde kendi şehrini ilk kez yeniden keşfetme fırsatıdır.
Türkiye, bu anlamda dünyanın en şanslı coğrafyalarından biri. Denizinin rengiyle, dağının duruşuyla, tarihinin derinliğiyle, sofrasının bereketiyle… Ne ararsanız var. Ama bütün bu zenginliklerin ortasında çoğu zaman görmediğimiz bir şey var: Sorumluluğumuz.
Doğayı hoyratça tükettiğimizde turizm değil, geleceğimiz zarar görüyor. Tarihi yapıları koruyamadığımızda yalnızca bir bina değil, bir kültürün hafızası yok oluyor. O yüzden Turizm Haftası, bir kutlama haftası olduğu kadar bir hesaplaşma haftasıdır da:
“Biz bu ülkenin değerlerine gerçekten sahip çıkabiliyor muyuz?”
Sürdürülebilir turizm artık romantik bir ideal değil, zorunluluktur. Doğayı koruyan, yereli destekleyen, kültürün hakkını veren bir anlayış… Aksi takdirde turizm, bugün alkışladığımız ama yarın hatırasını kaybettiğimiz bir fotoğraf karesinden öteye gidemez.
Bu hafta vesilesiyle gelin bir kez daha hatırlayalım:
Turizm; otellerden, plajlardan, tatil paketlerinden ibaret değildir. Turizm, bir milletin kendine gösterdiği saygının dışarıya yansımasıdır. Ve biz bu saygıyı ne kadar çoğaltırsak, ülkemiz de o kadar değer kazanır.
Çünkü bazen bir ülkeyi anlatmanın en etkili yolu, ona gelen bir yabancının yüzündeki gülümsemeyi koruyabilmektir.
Kalın Sağlıcakla..




