Hep Meşgul Ama Hep Eksik: Biz Neyi Kaçırıyoruz?
Hepimiz meşgulüz, anlamsız bir biçimde yoğunuz. Öte yandan ne kadar meşgul olursak olalım, içimizde hep bir eksiklik, tatminsizlik hissi var. Özellikle son zamanlarda o kadar yoğun hissediyoruz ki kendimize bile zaman ayıramıyoruz. Yapmak istediklerimizi sürekli erteliyoruz. Arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle oturup birer kahve içmeye, oradan buradan laf etmeye zamanımız kalmıyor. Meşguliyetlerimiz hayat akışımızı ve sosyal yaşantımızı değiştirdi. Ne oldu, nasıl bu hale geldik; inanın bilmiyorum. Ben bu durum için "bir karmaşa çağı" tabirini kullanıyorum. Hayat sanki bir girdap ve biz onun içinde dönüp duruyoruz. Bir şeyleri eksik yapıyormuşuz, kaçırıyormuşuz gibi hissediyoruz. Bir şeyleri kaçırma hissi bizlere telaş ve hız veriyor; bilindiği üzere hız, körlüktür. Sürücü kurslarında sürücü adaylarına öğretilen bilgilerden biri de budur. Otoyolda hızlı bir şekilde yol alırsak görüş alanımız daralır ve kaza yapma riskimiz artar. Hız yorgunluk getirir, insanı yorar, karmaşa yaratır ve felakete sürükler. Bırakın hızlı koşmayı, hızlı yürümeyi denesek bile bedenimiz buna alışkın olmadığı için kısa bir zaman sonra yorulacaktır. Meşguliyetlerimiz ve yoğunluklarımız stresi de beraberinde getiriyor. Telaş etmek ve hızlı olmaya çalışmak, bizi telaşlı ve yorgun yapıyor. Meşgul olmak yoğunluğu, yoğunluk hızı, hız ise doğal olarak yorgunluğu getiriyor. Gün içindeki yoğunluk ve telaş bizi yoruyor, vücut enerjimiz bizi gece zor ulaştırıyor. Gün sonunda bedenimiz yorgun düşüyor; hemen eve gidip dinlenmek istiyoruz. Geçen her dakika ömrümüzden eksiliyor ve içimizdeki boşlukları büyütüyor. Aynı zamanda bu hız günlük hayatta bile bizi bazı şeylerden eksik ve mahrum bırakıyor. Tam da burada Türk şiirinin öz annesi Gülten Akın'dan bir alıntı yapmak istiyorum. "Ah, kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya".
Peki bu yoğunluk içinde biz neyi kaçırıyoruz? Bence kendimizi iyi hissettirebilecek duyguları, hayatımıza katkı sağlayabilecek farklılıkları ve stresimizi azaltabilecek eğlenceleri kaçırıyoruz. Ve aslında, hayatın kendisini kaçırıyoruz...



